03:37 - 14 Eylül 2005
ada, ben ve haybeden arkadaşlar
9 haziran tarihli yazının devamı niteliğinde..

öğleden sonra olup ta müthiş bir şapşallıkla bir minderin üzerinde donmuş biçimde kıvranırken anlamıştım zaten tek başınalığın baki kaldığını. önce başımdaki ağrılara zar zor dayanarak cama çıkıp oksijen alışım. sonra hiç bir şey olmamış gibi dün geceden kalan son sigarayı refleksif yakışım.. ben sonra çok düşündüm bu olayı.

öyle bir oda yok. arkadaşlar da yok. şu mindere tüneyip ertesi sabahı hayal meyal anımsadığım şizoid geceleri yaşamımdan süzgeçle ayıklarsak geriye kalan kuru öksürüklerim oluyo genelde. bi de evin her yerine kedi gibi döktüğüm tüylerim var. o konuya hiç girmiyim, annem hep azarlıyo zaten. kendimi sünepe bir evcil hayvan gibi hissetmem de bu sebepten olabilir pekala, bir kediden daha fazla yaptığım şey çat pat ta olsa konuşmak, ayakta işeyebilmek. ha bi de kapıları dolapları çok rahat açabiliyorum.

dinlediğim her şarkı da beni dönüp dolaştırıp aynı yere götürüyor zaten. (şimdi size buranın neresi olduğunu söyleyip te haritası sadece bende olan bu cenneti sır olmaktan çıkarmiyim) ekran fade out oluyor sonra.. ama ne vahim bişey ki gözümü her açışımda aynı metrekarede uyanıyorum. milim gitmiyo çapım ve eksenim, milim kımıldamıyo. yörüngeye oturdu mu kalkmak bilmiyo meret.

ne diyorduk? oda yok.. kahveden arkadaşlar hiç yok. (ki hayatımda hiç gitmediğim kahveden nasıl arkadaş buluyorsam..) yanılsamalardan ibaret gecelerden kalma bir yanılsama onlar sadece. suyunun suyu gibi. gerçek olması imkansız bu yüzden..

(belki çok klişe bir ütopikliği var ama nerem marjinal ki zaten) ada var. ve haybeden arkadaşlar.. onlar da bir boş kümeden öte değil zaten.. odada nasıl yalnızsam adada da öyle olucam bu yüzden.. belki bu beyin kırıntılarını dökecek bir hindistan cevizi kabuğu da bulurum orda. kaşıklayıp kaşıklayıp yerim sonra. kendi yağımda kavrulmak ne münasabet, ben kendi yağımda boğulmak, tükenmek istiyorum. olayın özeti budur aslında.

anlamadın? olsun.. ben hiç bir şey anlamıyorum.
 
geven yazdı
yazı linki -


3 yorum:


  • 4:23 ÖS, Eylül 17, 2005 - Blogger Ç.

    oda da var, arkadaşlar da var. kafanın içindesin hep. başka bir yerde değilsin. "dış" iç dünyayı "kolay" kılmak için var aslında ama bazılarımızda onu ayarlayan çip yanmış, hasar görmüş, bir şey olmuş... bakım yapmak lazım da "kolay"dan ziyade basit olsun.

     
  • 10:50 ÖS, Eylül 17, 2005 - Blogger gawain

    bi "iç-dış" yıkama lazım aslında. rot balans çekilse fena olmaz bi de.

    ya da bizim eski evin orda bi bilgisayarcı çırağı vardı, (üsküdar burası tabi, alaylılar yoğunlukta, çırak garip gelmesin o yüzden) her tamire gelen bilgisayara "mikrop girmiş buna" derdi. kestirip atmak işin en "kolay"ı esasen. rahat adama tüm bunların içi de bir, dışı da.

     
  • 12:10 ÖÖ, Eylül 21, 2005 - Blogger Ç.

    "bir" değil efendim; tek. iç dış kaygısı birebir olarak yok o yüzden rahat. ve evet çok kelime var... yoruldum ben bunlardan. semantik kaymalar yaşıyorum. pof.