03:45 - 24 Ekim 2005
kutular
günün beşinci çayını kupadan yudumlarken kutulara uzun süredir bakmadığımı farkettim. bazen ne kadar bencil ve unutkan olduğumu düşündüm, nefret ettim kendimden bu yüzden. kesinlikle öyle biriyim ben. vakti zamanında inanılmaz güzel zamanlar geçirdiğim insanları bir süre sonra kolilere doldurup öylece bodrumun bir köşesine atıveriyorum. kimisi kolilerde aç ve susuz kalıyor, perişan halde sessizce ölüyor. kimisi bağırıp çağırıyor çıkarmam için. bazı geceler bu sesler dayanılmaz hale geliyor, apartman insan çığlıklarıyla yankılanıyor. kendimi uyuşturup mayışma süresine giriyorum bu sefer de. ayıldığımda sessizlik oluyor hep, sızmış ve susmuş oluyorlar. insanları kutulara doldurup onları ölüme terkediyorum. ve bu barbarlığım beni biraz olsun üzmüyor bile. en fazla bir nefret uyanıyor, o da kendime zaten. üstteki header'a mouseunuzu tutun. yazıyor zaten orda da..

bu karton kutular kimi zaman rüyalarıma giriyor. çıkmayı başaranlar üzerime çullanıyor. ama bundan da kurtulmanın yolunu buldum. bazen rüyalarımda o an rüyada olduğumu anlayabiliyorum. gerçi kontrol edemiyorum ama gördüklerimin gerçek olmadığını bilmek rahatlatıyor epey. öyle ki derdi tasayı bir kenara bırakıp film izler gibi seyre dalıyorum.

kutularda insanlar bana sabah akşam küfür ediyor, çıkmayı başarırlarsa beni öldürmeye ant içiyor. bense beni bu kutuya koyanı bilmiyorum bile. küfür edicek ya da kin besleyecek kimsem yok. bir sabah kendimi bulduğum bu kutuda ben de bulduklarımı daha ufak kutulara koyuyorum. ve muhtemelen onların da onlarca daha ufak kutuları ve içlerinde gizledikleri onlarca insan var. bir matruşkadayız aslında, ama idrak edene kadar çoktan toprakta mineral olarak görevimizi alıyoruz metamorfozlaşıp. ordan bir çiçeğin bedenine yürüyoruz sonra. o çiçeğe bir arı konuyor bizi emmek için. o arı da belki annemiz, belki vaktiyle seviştiklerimizden biri, belki lisedeki beden hocası..

günün altıncı çayını içiyorum şimdi sigarayla. bitsin yatıcam.
 
geven yazdı
yazı linki -


3 yorum:


  • 5:37 ÖS, Ekim 24, 2005 - Blogger ligeia

    en azından "farkındasınız" efen'im bir 'kutunun' içinde olduğunuzun... kutudakilerin ipleri sizin elinizde, sizin ipleriniz baskalarinin elinde...
    efendilerin efendileri, herbirimiz sanki hem efendi hem köle (gibi)... sıra sıra, nereye kadar uzandığı da bilinmez...
    ya bi' de ne güzel bi' kaçıştır şu "bi' sigara daha içeyim/bu sigaram da bitsin yatıcam" halet-i ruhiyesi... her gece denense de inatla, kanıksanmıştır artık, daral ailesi gürültü patırtı uyutmayacaktir... o yuzden de kacilir sanki yataktan ve takiben şu bi' zamanlar - hani "ufakken" filan - "mışıl mışıl" iken artik huzur aranmasi açısıdan kesinlikle ütopikleşen uyku hallerinden... onlar da iskenceye donusmus gibidirler...
    bi' de zaten kutunun içinde iken kişi yetmiyormuş gibi kendisini de fazladan kat kat kutuluyor mu ne?
    ne bileyim... pfff..

     
  • 3:55 ÖÖ, Ekim 25, 2005 - Blogger gawain

    kutu olayına vakıfsınız, ben bunu gördüm. pek güzel.

    evet o son sigaranın da bazen sonu gelmez. iki olur üç olur, fazlası olur. insanın istediği zaman uyuyabileceğini bilmesi güzel bişey sanırım o yüzden, o rahatlıkla gözlerden uyku aksa bile bi sigaraya ve bir süre ayakta durmaya daha hayır diyemiyoruz.

     
  • 12:51 ÖÖ, Ekim 28, 2005 - Blogger Ç.

    kutu değil kabuk o; kabuk. bazen kutu da ama kabuk. öyle karışık işler azizim.