02:01 - 09 Kasım 2005
masaüstü oyunları
-kendi kendine konuştuğunun farkındasın değil mi? bunu hep yapıyorsun çünkü...

ona yardım etmek istiyordum ve cesaretimi toplayıp konuyu açabilmiştim sonunda. ama asıl önemli olan nasıl devam ettireceğimdi. özene bözene kurduğum bir sonraki cümlemi söyleyecektim ki lafımı kesti.

-bir saniye!.. telefonum çalıyor..

konuşmasını bitirmesini bekledim sabırla. telefonu kapatır kapatmaz da hiç bir şey olmamış gibi devam ettim.

-başkalarının yanında toparlayamadığın konuşmaları yalnızken tek başına yapmak seni mutlu ediyor, itiraf et. çoğu zaman cümleleri bu kadar güzel sıralayabildiğin için kendinle gurur duyduğun bile oluyor. ama bunları başkalarının duymaması ne kadar acı! tanıdığın, tanımak istediğin, ya da sadece "merhaba"nın olduğu her insana söyleyebileceğin şeyler var. ve eminim ki bir ilişkiyi ilerletmek ya da kendini sevdirmek adına çok yapıcı sözler bunlar. ama beyninin çağrışımları, kelimeler, kavramlar, duygular kendi içinde çarpışıyor. bu çarpışmalar patlamalar doğuruyor. bu doğanlarsa yine senin içinde gün yüzüne çıkamadan sönüveriyor. yaşattıkların ölüyor. var ettiklerin kaderlerine terkedilip yok oluyor. dışarıyla bağ kuramayan her hissin, her düşüncen bir ceset olarak dehlizlerinde kokmaya başlıyor bir süre sonra. için bir kavramlar ve duygular çöplüğüne dönüşüyor. bu seni daha da perişan ediyor. giderek tıpkı bilinçaltı yığınların gibi sen de tadını kaybedip yavanlaşıyorsun. sönüyorsun. hiç bir şey yapmadığın halde olmayacak insanların sevimsiz kucaklarında bitkin düşüyorsun. tepkisizliğine ve dinginliğine şaşıranları "dalgınlık" diyip geçiştiriyorsun. belki de konuşmayı gözünde fazla büyütüyorsun. ağzından çıkan her lafın daha önce kurulmamış ya da çok önemli olması gerektiğini düşünüyorsun. aklında oluşan cümleleri tartma ve süzme işlemi o kadar uzun ve titizce sürüyor ki çevrendekiler o arada konuyu üç kere değiştirmiş oluyor bile. böylece içindeki mezarda bir ceset daha yok olmaya bırakılıyor kimseye görünmeden. bak sana bir şey diyeyim ben; sen çok konuşuyorsun aslında. ama tek şahitin yine sensin. aslına bakarsan esas sorun nerde biliyor musun? on dakikadır sürdürdüğüm bu saçma konuşmayı bile yine kendi kendine yapıyorsun sen. ve şu anda bir masaya başını koymuş, etrafındaki kalabalığa uyukluyor numarası yapıyorsun.

telefonum bir kez daha çaldı sonra. bir arkadaşla samimiyetsiz bir konuşma yapıp kapattım. başımı yine kollarımın arasına gömüp rol yapmaya devam ettim.

-neyse boşver bunları. bir sigara yak ta içelim hadi.
-git başımdan sen de...
 
geven yazdı
yazı linki -


3 yorum:


  • 5:57 ÖÖ, Kasım 10, 2005 - Anonymous Fın

    Tamam. Gürültülü birkaç hamle ile sesimi kısabilir önünde durduğum ve bizi ayırıp buluşturma işlerini tek elden yapan kapılarını da kapatabilirsin yüzüme ..ama bak ben bir yolunu bulabilirim yinede..Hıımmm..ama kahıretme kendine takıntı dediğin bulaşıcı bir şey çok iyi bildiğin üzere...:)):

     
  • 1:44 ÖÖ, Kasım 11, 2005 - Blogger gawain

    hmmm öyle mi?..

    ben bu yazınızı çözebilmek için biraz vakit isteyeyim..

     
  • 12:52 ÖÖ, Ocak 09, 2006 - Anonymous teldeki kuş

    Ben işte buyum,tam da bunu yaşarken,herşeyi mahvederken denk geldim.İçimde biriken cümleler uzun süre konuşmama yeter,ama sesim çıkmıyor...