04:36 - 18 Aralık 2005
yara almak, yara vermek
yetmişlerin boğucu sarısının kol gezdiği dumanaltı olmuş kantinde çay sırası.. kaynar suyu önüme koyan kadının elindeki yarayı görüyorum. bu tip ayrıntılar anlık karalerden ibaret, akla sonradan gelme olasılığı çok düşük. ama niyeyse alıyorum o fotoğrafı saniyesinde. suya şeker atıp karıştırdıktan sonra bir elimde sıcak su, bir elimde sallanan poşet çay yürüyorum öyle. sıcak içecek taşıyamayan biri olarak aşırı dikkat gösteriyorum, bir anlık adım hızımın degişimiyle sallanan bardağı kontrol edeyim derken daha da batırıp olduğu gibi elime döküyorum suyu. işte böyle anlarda yanınızda coşkunuza ortak olacak bir arkadaşınız yoksa saçmalamadan sakinliği korumak lazım. kaynar su dökülmüş elin acısına katlanıp etraftaki insanlara "evet elime döküldü ve şu anda canım aciyor, hepsi bu kadar" imaji vermek gerek. ben de öyle yapıyorum yapmasına da çok acıyor elim, kızarmaya başlıyor. tuvalette soğuk suya tutuncaya kadar kıpkırmızı bir yara oluveriyor elimin üstünde.

ertesi gün aynı kantinde aynı çay sırasını beklerken yine kadının eline bakıyorum. yara geçmeye baslamış. benimkiyse dünden daha da kızarık gözüküyor. sonraki günlerde yaraları karşılaştırmaya başlıyorum ben. hep bir ters orantı. onunki iyileşirken benimkisi azdıkça azıyor. işte böyle garip bir ilişki. o çay verdikçe benim yaram büyüyor, ben çayı aldıkça onun eli iyileşiyor.

sonuç? yok tabi, saçmalıyorum. elime de dayanamayıp yara bandı yapıştırdım. iyileşmesi için değil, başkalarının görmemesi için. zaten yara bandının işlevi de bu.
 
geven yazdı
yazı linki -


4 yorum: