05:20 - 06 Mart 2006
dört anketi
anket sevdasına yenik düşmüş ç hanımefendiler her zamanki gibi zincire beni de dahil etmiş. her seferinde "bir daha anket koymayacağım bu bloga" diye kendi kendime tepki koyuyorum, kararlı görünmeye çalışıyorum. ama olmuyor, olmuyor. kapılıp gidiyorum ben de. umarım bu son olur.

yaptığınız dört iş?

çok güzel çeviri işi yaparım. pek bir durgunum son iki senedir ama hala yapabilirim sanırım. ingilizce'den türkçe'ye, türkçe'den ingilizce'ye. itina ile. aşk ile şevk ile. sarmalar sararım, yalayıp yutarım ben öyle çeviriyi. lütfen bana iş verin. telefonumu veriyorum: 053..

süpermarketlerde promosyon elemanlığı. ikna kabiliyetim ve bir şeyi ballandıra ballandıra anlatabilme yetim olmamasına rağmen yapardım bu işi üniversitenin ilk yıllarında, gayet te iyi kıvırırdım. olsa yine yaparım. çok zevkli bir iştir.

imalat-toptan tekstil işi. kendimi bildim bileli babanın hatrına hürmeten çeşitli aralıklarla yaptığım bir meslek. imalattan pek anladığım ve zevk aldığım söylenemez, ama tezgah arkasından çok zevklidir iş bağlamak.

ah bir de karikatür illustrasyon kabiliyetim vardı bendenizin yine eskilerde. lise sıralarında başlayan, üniversitenin ilk iki senesine dek uzanan ama sonradan sönen bir heves daha. bir üst maddede belirttiğim meslekle alakalı. don ve büstiyer diye tabir ettiğimiz iç çamaşırlara özene bözene baskılık imajlar çizerdim. çeşitli sitelere karikatürler yetiştirirdim. mizahla alakalı her türk genci bir gün leman'a kapağı atacağımı hayal ederdim. ama nerde, gitti tabi şimdi.

defalarca izleyebileceğiniz dört film ve dizi?

filmleri verelim önce, onlar daha kolay.

burda kriter en beğendiğimiz değil, izlemekten en çok keyif aldığımız yapımlar şimdi.

o halde ilk sıraya terry gilliam eseri monty python serisini (özellikle monty python and the holy grail) koyarım. her izlediğimde daha çok eğlendiğim ve kişneye kişneye güldüğüm bir film olur kendisi. arkadaş grubunda yıllardır esprileri, mizansenleri döner durur. bıkmayız, usanmayız biz bu filmden.

ikinci sırayı pek bir sevdiğim coen kardeşlerin the big lebowski'si alır. kendimi, her izleyişimde rahat ve umursamaz bir şekilde bulurum bu filmden sonra. terapi gibidir. arada alınması gerekir.

danny boyle abimizin the beach filmi yine hayatımda en çok izlediğim üç beş filmin arasına girer. bunaldığım ve yaşadığım mekandan sıkıldığım zamanlar izlerim. o adaya iki saatliğine gider, koklar gelirim. porcelain dinlerim sonra bol bol gaza gelip. ıssız ada ve çeşitli ütopik mecralar takıntımda önemli bir yer teşkil eder bu film.

ah nasıl unuturum! aslında guy ritchie'nin diğer şaheserine pek bir haksızlık olacak, ama lock stock and the smoking barrels diyorum. şu anda önüme koyun, yine üç kez arka arkaya izlerim. ingiliz mizahını ve suç komedisini bence benimsemiş bir insandır guy rithie. o yüzden severim. soundtrack albümü de cabası zaten.

gelelim dizilere.

ne yalan söyleyeyim yabancı dizilerle pek alakam yoktur. cnbc e kültürüne kapılıp gidememiş şu odun güruha dahilim ben de. yerlilerdense çok az haberim var. sorun sanırım televizyon karşısında vakit geçirememde. ama hayatımda özenle takip ettiğim, hakkında konuşabildiğim ve defalarca izleyebileceğim bir dizi varsa lost'tur. son yarım senem lost'la geçip gider oldu. bitse de rahatlasam.

sır dosyası. böyle bir dizi vardı eskiden star'da, x files'ın türk versiyonu. çekim maliyeti çok yüksekti ve ülkem insanının şu anda da olduğu gibi gerilimle ve bilim kurguyla pek alakası yoktu o dönemde. o yüzden kaldırıldı yayından bir kaç bölüm oynayıp. ama devam etse kesin izlerdim.

bu dört diziyi tamamlamam çok zor olacak. çünkü dediğim gibi pek aram yok dizilerle. o yüzden "yerseniz" şöyle eskilerden aklıma gelen iki tanesini daha sıralayıp geçicem bu kısmı;

mahallenin muhtarları (evet ne var? şarkıları güzeldi bunun.)
perihan abla (eh, olduğu kadar artık.)

yaşadığınız dört yer?

bir insanın yaşadığı dört tane yer olmaz. oluyorsa da göçebedir o, çelebidir. yerleşik hayata geçememiştir. benden anca iki tane çıkar mesela.

istanbul
sakarya-hendek

bitti..

tatil için gittiğiniz dört yer?

bunu da hakkıyla cevaplayamam ki ben. ama yazayım yine de. beğenip beğenmeme şansım olamayacak burda. anca dört tane çıkar zaten.

olympos (ahh, işte bunu seviyorum.)
çeşme (çok kalabalık. otel, havuz, açık büfe, disko, bir yığın para. bildiğin iğrenç tatil mekanı.)
erdek (sırf aile var burda da. fil mezarlığı gibi.)
kumbağ (hayal meyal hatırlıyorum. akrabalar vardı.)

en sevdiğiniz dört yemek?

hiç bir zaman bu gibi "en" listeleri hazırlayamamış ve ezberleyememiş bir insan olarak gecenin bu saatinde, şu aç halimle aklıma gelen dört yemeği sallamak istiyorum:

perde pilavı. (olsa çok fena yerdim, ilk bu geldi aklıma.)
tavada alabalık. (buna da içim gitti şimdi.)
mantarlı, tavuklu ev yemeği. (mantarlı tavuk mu denir buna, tavuklu mantar mı? bir önem sırasına koyamadım ikisini, o yüzden)
spagetti. (bol baharatlı, salçalı bir sos olacak ama üstünde)

şimdi olmak istediğiniz dört yer?

olympos'ta olmayı çok isterdim şimdi. hatta her an isterim. hazır aklımdayken onu yazayım ilk.
her hangi bir karayip adası. ama jamaika olmasın. olay sadece marijuana değil. hem çok ayağa düştü orası.
dublin. gitmedim, görmedim hiç. belki de gözümde çok büyütüyorum. ama keltliğim tutunca tercihim hiç düşünmeden irlanda'dır.
her hangi, başka bir karayip adası. (sırf dördü tamamlamak için)

şöyle bir göz gezdiriyorum kardeş bloglara, ve anketi henüz yapmamış olan kurbanımız northern hanıma muz ortayı kesiyorum.
 
geven yazdı
yazı linki -


4 yorum:


  • 5:24 ÖÖ, Mart 07, 2006 - Blogger Ç.

    Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

     
  • 5:27 ÖÖ, Mart 07, 2006 - Blogger Ç.

    diğeri uzun geldi de yapmadın hain seni... neyse artık.

    zaten ben ondan umudu kesmiştim "kırmızı mı? mavi mi?" sorusundan kelli.

    bir şey diyecektim ben, hah...

    karşıyız bu anket olaylarına ama bir de şöyle bir durum var:

    "blog"a uğrayanlar en çok bunları okuyor. tam röntgenci işi, tam dikiz aynası bunlar. reytingi arttıran hadiseler. diyorlar ki "blogger.com'da bir gawain var abicim, adam tavada alabalık severmiş adam..."

    zaten sana anket yaptırmasak yazmayacaksın. geliyorum, gidiyorum "ağaca çıkan balık"a bakıp, zarganadan korkuyorum kaç gündür. :(

    "mahallenin muhtarları"nı izlemeye gideyim bari. başlamıştır.

    ben de yazacaktım onu ama unutmuşum. bakalım, ali abi'yle behiye abla barıştı mı? ebru ile levent sözlendi mi? müzevvir müzeyyen neler yaptı annem annem?

    iyice aptal olduk vallahi...

     
  • 8:06 ÖS, Mart 07, 2006 - Blogger gawain

    ahahah evet izle tabi kaçırmamak gerek. bak bakalım iğneci handan hanım teyze fadime'nin düğününde halay çekiyor mu? kemikkıran kadriye yine ne fettanlıklar yapıyor? emlakçı ihsan bey aklı bir karış havada sevdiceği alev'e nasıl katlanıyor? ahh nasıl özledim..

    şimdi tabi, bu anket ve ebeleme işleri bloglar arası iletişimi ve ordan oraya zıplamayı mümkün kılan pek sosyal bir aktivite. dediğin gibi röntgenciliği de cabası. ama ben istiyorum ki burası benim günlüğüm, ya da öylesine rahatlamak için iki üç şey çiziktirdiğim öylesine bir yer olmasın. kendime ait yayın alanım olsun. dışarıya açılan kapım olsun. tek kişilik dergim olsun. kimse okumasa da kendim çalıp kendim oynayayım. ama yayında olan dokuz yazının arasına pat diye böyle "ahehe" diye gülmeli, şakalı bir anket girince sanki o diğer dokuz yazı çözülüp parça pinçik oluyor. tüm duruşu kayboluyor. sonuçta memleket kurtarmıyorum bu yazılarla, edebi bir eser de yaratmıyorum ama en azından değer veriyorum yazdıklarıma. özeniyorum bözeniyorum. ama işte tüm bunlardan sonra "mavi mi kırmızı mı?" diye soran bir ankete "mor, ahehe." cevapları verirken bulunca bir garip hissediyorum ben. zaten günlük tutmak ve kendime başkalarını tanıtmak istesem açarım bir msn space, bir sürü de fotomu, playlistimi koyar hazır ederim. msn profilime bakan space'imi de görür beni tanımış oluhggfhfhlşhkşfgkldfgjfdlçkgfjglf

    ya ben çok sıkıldım bunları yazmaktan.

     
  • 8:47 ÖS, Mart 07, 2006 - Blogger Ç.

    olsa ne olur olmasa ne olur... ben blogu can sıkıntısından yapıyorum. arada edebiyat da parçalıyorum. hür bir alan benim için orası. salak anketler de olmalı, ne olacak yani? kişisel tercih. zaten o "dandik anket" anti-anket hareketiydi benim. atom bombası etkisi yaratır ancak.

    uzun uzun yazma böyle bir daha, başım ağrıdı. döverim. :P

    artiz seni.