04:56 - 11 Mayıs 2006
uyanmak
denizde yüzüyorduk ne güzel dört arkadaş. bizden başka hiç kimse yoktu. sonra nedense sıkılıp sahile döndük. sapsarı ve çok soğuktu kumlar. bastıkça içim titriyordu. o anda bir kırılma yaşandı. kendimi çok çok ama çok yüksek bir binanın penceresinin dışındaki mermerde otururken buldum. kendi isteğimle ordaydım. ama neden orada olduğumu bilmiyordum, muhtemelen arkadaşlarımdan geri kalmamak için. sadece birimiz aşağıdaydı, nokta kadar görünüyordu. üçümüzse mermere oturmuş ayaklarımızı bilmem kaç yüz metreden sallayarak laflıyorduk. önümüzde az önce yüzdüğümüz deniz ve sapsarı kumlar. ufuk çizgisinden bile daha yüksekti sanki burası, dünyanın yuvarlaklığını bir kez daha ispat edecektik az kalsın. genişlikten, yükseklikten öte bir manzara. hem enine hem boyuna bir uçsuz bucaksızlık durumu vardı. sonra arkadaşlardan biri o koca yüksekliğe bir bahçe duvarı muamelesi gösterir gibi gayet normal bir şekilde aşağıya atladı. düştü, düştü, düştü ve yerde nokta oluverdi. sonra da diğeri atladı. yukarda tek başıma kalmıştım. benim de kendimi bırakıvermem gerekiyordu. işte bunun idrakıyla içim ürperdi. yapamıyordum. yapamazdım. yükseklik korkusunun en üst limitini hissediyordum iliklerime kadar. kalmıştım o mermerin üstünde. yapamıyordum işte. yapamazdım. rüyada olsam bile.

gözlerimi açtığımda annemle burun buruna geldim. gözleriyle bir şeyler söylüyordu sanki. suratında acizlik ve korku vardı. konuşmuyordu da. anlam veremedim, doğrulup kalktım yatağımdan. oda sessizdi, ev de. hatta dışarısı da. anneme bakıyordum, ağzından çıkacak bir iki kelime bekliyordum ama inatla suskundu. perdelerin hala kapalı olduğunu farkettim. açmak için elimi uzattığımda annemin arkamda titreyerek iç çektiğini duydum. korkarak dışarıya baktım.
kaos. insanlar, arabalar, kediler, yapraklar. her şey ama her şey takip etmesi güç bir hızda hareket halinde. bir koşuşturmaca var ortada, dehşet dolu bir koşuşturmaca. ağaçlar devriliyordu. camlar kırılıyordu. bu hengame yerin sarsılıp önümdeki caddenin diklemesine ortadan ikiye yarılmasıyla akıl almaz bir boyuta ulaştı. yer, üstünde ne varsa bataklık gibi içine çekiyordu. sonra bir uğultu koptu. kafamı camdan yukarı kaldırdım. edi. evet, bildiğimiz susam sokağı'nın edi'si. bulutların arasında, kilometre karelerce büyüklükte, göz altları mosmor, o her zamanki bezginlikte üzerinde pijamalarla dünyanın tepesinde duruyordu. tanrı'yı görünmüştü artık. son gelmişti. annem kabul etmiş, sakin bir tonda fısıldadı: "kıyamet kopuyor."

bir direğin en ucuna sarılmış, etrafıma bakıyordum. karanlıkta tek seçebildiğim bembeyaz bir gemi ve üzerindeki sönük ışıklardı. ama bu beyaz bir garipti. sanki pasta kreması gibi, çol dolgun ve katı değil. geminin yüzeyine dokunsam parmağım içine batacakmış gibi. ucunda durduğum direğin beyazı da öyle oldu aniden. aşağı kaymaya başladım. suya girdiğimde direği bırakıp yüzmek ve karaya çıkmak istedim ama beyaz buna müsade etmiyordu.tüm vücudum ona sarılı kalmıştı, kopamıyordum. nefesimi tuttum. yavaş yavaş iniyordum hala. suyun içinde dikdörtgenler görüyordum. saydam ve iki boyutlu kutular. içlerinde de bir yerlerden tanıdık gelen ama deforme olmuş insanlar. toplu iğne gibilerdi. suratları olmamasına rağmen bana baktıklarını hissedebiliyordum. kutuların içinde çizgi halindeki vücutları yılan gibi kıvrılıyordu. nefesim yetmiyordu artık. yukarı çıkmak istedikçe daha da hızla aşağı kayıyordum. suyun dibi göründü sonra. dans eden yosunların arasında direk sona eriyordu. dibe değer değmez nihayet serbest bırakıldım. yüzeye çıkmak için var gücümle ayaklarımı çırpıyordum. ama suyun kaldırma kuvveti pek işlemiyordu burada. kutular hep aynı hizamda duruyordu çünkü. ayaklarım yoruldu. gözlerim karardı. boğulmaya başladım.

ben rüyalarımda korktuğum kadar hiç bir zaman korkmadım şu hayatımda. bilinçaltı sinsidir. bilinçaltı şeytandır. en zayıf noktalarını çok iyi bilir insanın. kafası attı mı korkunun dehşetin alasını yaşatır ona. ilk rüya yükselik. daha bu hafta gördüm. ikincisi kıyamet. orta okul yıllarından. sonuncu da boğulmak. bir kaç sene olmuştur. yükseklik ve boğulmayla ilgili kabuslar sık görürüm. hala korkuyorum ve var olduklarını biliyorum çünkü. ama artık kıyamet rüyaları görmüyorum mesela. edi'yi de.
 
geven yazdı
yazı linki -


4 yorum:


  • 7:28 ÖS, Mayıs 11, 2006 - Blogger Ç.

    off, offf...

    benim medyumlu rüyadan daha da çılgın bir rüyaymış bu. garip bir şey bu bilinçaltı.

     
  • 9:47 ÖÖ, Mayıs 14, 2006 - Blogger locker

    Vanilla Sky'da adam kabus görmeye başladığında teknik destek gelip bu sizin rüyanız, sizin kontrolünüzde aslında herşey diyodu ya, haksız değil aslında. Ama bunun yolu tam olarak ne bilmiyorum. Ben boğulur gibi olunca suda nefes almaya başlıyorum, yüksekten düşünce yere yumuşacık iniyorum rüyalarımda, ya da korku veren bişey görsem bile korkutuculuğu geçiyo. Aslında hayat beni daha çok korkutuyo rüyalarımdan belki aramızdaki fark budur. Ben uyuduğum hayatımın hakimiyim, uyanık hayatımda esir, sen uyanık olduğun hayatın hakimisin, uykularında esir.

     
  • 4:25 ÖS, Mayıs 14, 2006 - Blogger gawain

    bahsettiğin olaya "lucid dreaming" deniyor -ki bende yok ne yazık ki. böyle bir yeteneğin varsa geliştir ilerlet derim ben.

     
  • 6:23 ÖS, Mayıs 15, 2006 - Blogger azey

    nasıl ya rüyamıydı şimdi tüm bunlar ?? bende tek kendimi bilirdim böyle ilginç rüyalar gören :blink