03:43 - 02 Haziran 2006
yirmibirinci yüzyıldan destan denemeleri
amatörce de olsa destan yazmakla ilgileneceğim ben bundan sonra. buyrun ilk çalışmam. resimli mesimli. (aslında resim değil onlar, bir kafede çay kahve içerken sıkıntıdan küp şeker kağıtlarından yapılarak masaya yatırılmış ve cep telefonuyla çekilmiş fotoğraflar) tekmili birden, otuz kıta. sözlü anlatım yoluyla gelecek nesillere kulaktan kulağa aktarılarak bu efsanenin gerçek olmasını diliyorum. çok mu şey istiyorum?

--------------------------------------------------------------------------------------

gawainius ve yer canavarı destanı

sizlere anlatacaklarımı dinleyin.
doğuşu yaşamı savaşı ve ölümü,
zorbalığın cenklikle soysuz yarışını,
ve mertliğin şanlı zaferini dinleyin!

masal gelebilir belki bu anlatılanlar.
hiç olmamış gibi gözükebilir belki.
ozana okkalı bir küfür savurabilirsiniz.
yine de siz anlatacaklarımı dinleyin!

bundan asırlar öncesi, tarihten de önce,
daha icat edilmemişken kalemle kağıt,
dünya karanlık ve çorak bir haldeydi.
yoktu henüz tek bir kral tek bir lahit.

henüz yaşamıyorken tek bir canlı bile,
rüzgar uğuldardı toprak tozlanırdı.
kalkardı bulut, düşmezdi hiç yağmur,
demir, gümüş bile durmaktan paslanırdı.

derken başladı nihayet ilahi hareket.
ilk tavşan yaratıldı (1), ak renkli dişlek canlı,
hızlı mı ne hızlı, kıvrak mı ne kıvraktı!
rüzgardan bile çabuk gitmekte daha şanslı.

sonra geldi peşi sıra diğer memeliler.
dört ayaklı, yaprak yiyen ürkek binekler (2).
çeşitlendikçe dünya üzeri bu hayvanlarla,
güneş açtı, yağmur yağdı, doldu taştı nimetler.

suyun altında da ölüm baki kalmayacaktı.
dalga çıkardı yüzgeçli, solungaçlı yaratıklar (3),
denizleri okyanusları dalgalandırdılar hep.
ama ayakları yok, bacaksız ve yatıklar.

ilk türler inince gök kubbeden kuru toprağa,
önce ıslandı kainat, yeşil oldu mavi oldu.
ve tanıştı bu canlılar birbirleriyle nihayet (4),
orman, deniz yeni türlerle, yeni ruhlarla doldu.

ama yoktu bunların arasında bir hükümdar.
yerlerdi hep birbirlerini, hepsi birer avare,
ve geldi canlıların en kutsalı, en yücesi,
alemlere lider, alemlere önderlik etmeye (5).

insandı onun adı, toprak kadar gerçek.
ve su kadar zarif, hava kadar mantıklı.
yenilince hakkı, ezilince boş yere,
kaplan kesilirdi, ateş kadar bıçkındı (6).

tüm bu kullar yaşadı bir müddet kardeşçe.
olmadı aralarında bir adilik, bir kahpelik.
şeytani bir adaletsizlik çıkacaktı ama,
ve başlayacaktı ah o mutlak sefillik.

sakın ayıplamayın şu tembel ozanı,
ağırdan alıyor diye, siz hele dinleyin.
insanların en yüreklisi, kılıcın en keskini,
azametin en büyüleyicisini dinleyin!

barış bozuldu her temiz olan şey gibi.
vakar dünya girdi o illet, lanet döneme.
ve yağmur durdu, toprak çorak kaldı,
yeşilden maviden okunmuyordu esame.

yere bir canavar (7) musallat oldu, bir deccal.
cehaletin ve vahşetin önderiydi bu hayvan.
sırtı keskin hançer, başı ölüm alameti,
göğsü siyah perde, yayvan mı yayvan.

toplarken peşinde tüm şeytani ruhları,
memeliler, yüzgeçliler tir tir titriyordu.
zıplarken yeri göğü inletip toz bulutuyla,
sanki bulutlar, dağlar eriyordu.

dur diyecek bir yiğit lazım gelmişti arşa,
ve toprağa, artık bir şeyler yapmalıydı.
bir yiğit ki narasıyla inletsin cihanları,
bir darbeyle deccalı yere tepmeliydi.

sakın ola söylenmeyin bu gariban öyküye,
sabırla sebat edip ozanınızı dinleyin.
kavuşacak dünya eski mesut günlerine,
ve iyiliğe, siz hele şimdi beni dinleyin!

nihayet çıktı insanlardan bir savaşçı,
hemi bilge, hemi cesur, hemi de ahlaklı.
koparacağım o iblisin şah damarını,
kurtacağım sizi dedi gayet inançlı.

ah o insan ne heybetli bir gölgeye sahipti!
ama ne kılıcı keskin, ne de zırhı kalındı,
gawainius'du adı, gözü kara şoparynos,
saçlarından bileğine her şeyiyle yalındı.

insanlar inanmadı ona, her bir hayvan da.
bu körelmiş silah, bu pösteki entari,
bu çıplak ayaklarla sen misin savaşçı,
bu ne deliliktir diyerek gülüp geçti her biri.

aldırış etmedi mert şoparynos, şanlı gawainius.
atladı ürkek bir zürafanın cılız sırtına (8),
ve aradı iblisi, haftalarca aylarca aradı,
saplamak için silahını onun şeytan böğrüne.

dinlenmek için durduğunda bir suyun kenarında,
bir tepenin ardından ansızın belirdi düşman.
ve yiyiverdi o narin zürafayı (9) , ah bu ne cüret!
bizimkisi binmeye yeni bir sırt aradı hemmen.

neyseki aylak bir deve çıkageldi, öykü bu ya!
atladığı gibi gawainius, kör kılıcını kaldırdı.
göz göze gelip o kötülüklerin canavarıyla (10),
ustalıkla nişan alıp silahını salladı.

bir çığlıkla çırpınıp sendeledi yaratık.
gözlerinden ateş çıktı, dev başını eğdi,
zelzeleyle can verdi dönüp tepe taklak.
atış tamam, kör kılıç tam da böğründeydi (11).

az kaldı, sükunutle biraz daha dinleyin.
bitmedi henüz bu öykü, bitmedi bu şiir.
lanet okumadan şu bendeniz aciz ozana,
aşk ile şevk ile son kez daha dinleyin!

kara ruhu uçup gidince o şirret deccalın,
çıktı herkes saklandığı kuytu yerlerden.
ama inanmadılar şeytanı onun öldürdüğüne,
bir mucize istendi bu korkusuz yiğitten.

tuttu tüm canlılara gawainius, mert şoparynos,
kaptığı gibi böğürdeki kör kanlı kılıcını.
ve bir nur haresiyle kamaştı ortalık,
gördü herkes elindeki mucizevi yılanı (12) .

böylelikle ispatladı gücünü, bir sevinç koptu (13) .
seksen sekiz gün yerde kızıl şarap içildi.
aydınlandı yine dünya, mavi ve yeşil oldu,
yine bulutlardan berrak yağmur saçıldı.

sizlere anlatacaklarımı dinlediniz,
doğuşu, yaşamı, savaşı ve ölümü.
zorbalığın cenklikle soysuz yarışını.
ve mertliğin şanlı zaferini dinlediniz!

ah, gawainius! gözü kara ama aydınlık gawainius!
ne de güzel hallettin yerdeki canavarı.
ama ya hava, ateş, sudaki ne olacaktı,
biter miydi hiç bu dünyanın şeytanı!
 
geven yazdı
yazı linki -


6 yorum:


  • 2:33 ÖS, Haziran 02, 2006 - Blogger pnar

    amann diyorum ben.güzel olmuş.ben başlıyorum şimdi millete meyl atıp bu site yönlendirip senin bu destanı okumaları için.aynı zamanda birazdan arkadaşlarla buluşup bi destan warmış die anlatıcam..başarılar..

     
  • 10:24 ÖS, Haziran 02, 2006 - Blogger locker

    gerçekten iyi bi başyapıt olmuş, görsel efektler de ayrıca çok başarılı. Yaratıcılığını hayretlerle takipteyis şanlı gawainus! ;)

     
  • 11:38 ÖS, Haziran 02, 2006 - Anonymous harun yahya

    bu destan yalan.. skapidooooo!!

     
  • 3:32 ÖS, Haziran 04, 2006 - Blogger oky

    gördüğün gibi kulaktan kulağa aktarılma dönemi geride kaldı mert şoparynos, şanlı gawainius. mailden maile aktarılma dönemi var artık. gerçi okumadan siliyoruz, daha dikkatli olalım bundan böyle.

     
  • 2:10 ÖS, Haziran 09, 2006 - Blogger Neo

    çok iyi bu :))

    bir solukta okudum...

    ayrıca daha önceden söyleme fırsatı bulamamıştım. şimdi söyleyeyim; blog'un eski görünütüsü de süperdi bu da süper..

     
  • 1:34 ÖÖ, Haziran 19, 2006 - Anonymous Eray

    Gözü pek yiğit yine gel, uzak kalma
    O gün geçti diye, şeytan bitti sanma
    Ozanlar dillendirdi seni övdü amma
    Bu sefer işin zor ve sen teksin!